5 Aralık 2015 Cumartesi

Leyla'yı bıraktılar artık bana Mecnun diyorlar


Çok özlediğimde ve ulaşamadığımda -ailesiyleyken, sınavı varken, müsait olamıyorken- kısacası o an benimle ilgilenebilecegi vakti yokken ve sesini duymaya ihtiyacım varken, whatsapptan çok önceden gönderdiği o saçma sapan sesli mesajları defalarca gözlerim dolarak dinlediğimi hatırlıyorum. Belki çok salaktım ama durumum böyleydi. Saçma sapan yaptığı tüm esprilere, söylediği her şeye hunharca gülerdim :D Gözlerine baktığımda güvende hissederdim kendimi. Sanki kalbime dokunurdu bakışlarıyla. Başımı omzuna koyduğumda, ona sarıldığımda huzur bulurdum. O ise bana öyle bir sarılırdı ki nefes alamayacakmışım gibi olurdum, canımı yakardı biraz ama o da güzeldi. Yüzümü ellerinin arasına alıp gözlerime baktığında kalbim bunu daha fazla kaldıramayıp duracakmış gibi hissederdim. Oracıkta düşüp bayılmaktan korktuğum gerceği de var tabi :D Bana küçücük tavır yapsa gidecek diye korkardım ama geri adım da atmazdım çoğu zaman, gurur salaklığından. Bunu yaptığıma pişmanım, mutluluklarımın önüne belki de ben engel koydum ama bunun da yaşanması gerekiyordu demek ki. Ve artık 'sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda değil'i hayatıma geçirmiş bulunmaktayım. Huzurla onu çok bağdaştırdığım icin belki de bu huzursuzluklarım. Ama bitti işte, ben elmayı yerken büyük haz aldım yedim özledim tekrar istiyorum ama artık o elma yok.
Bir defadan fazla böyle güçlü bir duygu yaşar mı ki insan?

23 Kasım 2015 Pazartesi

Aslında isyan etmiyorum.

Kim adil dediyse bu dünyaya hata yapmış, bilmiyorum ben öyle bir şey. Eşit şartlarda gelmiyoruz ki dünyaya. Verdiğimiz çabalar aynı değil, karşılaştığımız güçlükler... İyilerin kazandığına inanırdım hep, hepsi suya düştü tüm hayallerim gibi.
Hastanedekileri düşünüyorum, tüm gün yüzlerce insan geliyor türlü türlü. Teyzem anlatırken sorununu ben ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Nasıl doktor olacağım bilmiyorum. Bir genç kız, kollarındaki açık yaralara bakınca midesi bulanır insanın, sanki tüm vücudu yanmış gibi, asansörde köşeye çekildi, dönüp bakamadım nasıl diye, öldüm ya o an bittim ben. Kimbilir insanlar nasıl davranıyor ona neler söylüyorlar. Çocuklar korkup kaçıyorlardır belki de. Orta yaşlarda amcanın biri iş makinalarının arasına sıkışmış, kaç kere evin önünden geçerken inlemelerini duydum, konuşamıyor hiçbir şey yapamıyor, eşinin ve onun yerine kendimi koydum. Adam o kadar zayıflamış çökmüş ki çocukları adamdan korkuyormuş "bu bizim babamız değil" diye kaçıyorlarmış. İnsanlar bu imtihanlarla nasıl başa çıkıyor? Kendimden kaçmaya çalışıyordum ya ben onu da yapmayı bilmiyormuşum. Dağlara, taşlara, uçan kuşlara bağırmak istiyorum. Aslında artık bazı şeyleri boşvermek istiyorum, gelişigüzel yaşamak istiyorum. Ya da ne yapmak istediğimi bilmiyorum, sürüklenip duruyorumdur.

9 Kasım 2015 Pazartesi

Ben hâlâ aynıyım


Çığlık çığlığayım, ne konuştuklarım ne de sustuklarım hiçbir şey anlatmıyormuş, anlatamamış bunca zaman. Neden diyorum neden karşısına çıkıp kolundan tutup "Sen hayırdır?" diye sormadım, neden? O kadar yüzsüzlüğü yapmışken kendimde bu cesareti bulamadım mı? Her sabah derse giderken o yol üzerindeki anılarımız geliyor aklıma. Ben o gün çok soğuktum ve bana "o aklındakini unut, senden ayrılmam, ergen ilişkisi mi zannediyorsun sen bunu" demişti. Giderken tuttugum gözyaşlarımı ders çıkışı eve gelirken tutamıyorum. Bunu neden yapıyorum hiçbir fikrim yok, neden bu gözyaşlarım? Üç buçuk ay oldu yetmez mi sizce de? Madem gidecekti bu kadar anı biriktirmeye ne gerek vardı. O hayatına çok rahat devam edebiliyorken ben neden bu kadar acı çekiyorum? Duygular karşılıklı demişlerdi oysaki bana. Ben koca bir yalanla mı geldim bu yaşıma? Anısı olan yerlerden her geçtiğinde burnu sızlar mı insanın?

Buraya da yazamıyorum artık sadece okuyabiliyorum ara ara. Kayboldum ben, bulamıyorum kendimi. Yine konuştum yine reddedildim. Ve bana bunları keşke o zaman söyleseydin dedi, belki suçluluk duygusu bendeki bilmiyorum. Bana ihtiyacı vardı ve ben yanında olamadım diye bu kadar kötüyümdür belki de. Bildiğim bir şey varsa bu ayrılık bana fazla geldi, aklımdan gitmiyor, sınava çalışamadım eve gittim yine olmadı, berbat bir not aldım. Diğer sınava çalısma zamanı bile geldi. Ve ben her şeyi unutup, içime atıp ders çalısmak zorundayım.

Beni beklemiş biliyor musunuz? Beni yalnız bırakmaz gelir demiş ama ben gelmemişim. Sizce de gerçekten sevseydi o gelmez miydi sayın okuyucu? Karşı tarafı suçlamak neden bu kadar kolay? Ve ben zaten kendi nedenlerimi bir kenara atıp kendi kendimi bu kadar suçlu hissediyorken, üzüntüden ölüyorken insan neden bunu yapar ki? Hiç mi acımaz karşısındakine?

Ölüyorum sayın okuyucu, akacak gözyaşım kalmadı artık. Benim pollyannalığım da iyilik melekliğim de buraya kadar.

11 Ekim 2015 Pazar

Sen ne güzel rüyaydın öyle

Rüyaların bilinçaltının santrifüjü gibi bir şey olduğuna inanlardanım ama bu farklıydı sanki. Ya da öyle olduğuna inanmak istedim. Sabah namazdan sonra uyumamak daha iyidir derler de bunu genelde yapamam. Yarım saat gibi az bir zamanda dalmışım, ev arkadaşımın ders için uyandırmasıyla rüyam bitti tabi, gerçeklere dönmek zorunda kaldım. Hayırdır inşallah [siz de bu sayede söylemiş oldunuz :)]

    Rüyam da kar yağmış ama nasıl bir kar anlatamam, tertemiz, her yer bembeyaz boyum kadar neredeyse. Hani yeni kar yağdığında basınca bir ses çıkar yumuşacık batarsın ya aynen öyle oluyor :D anlatamadım ama çok güzeldi işte. Ve onunla çarpışıp kara düşüyoruz birlikte.(çok fazla türk filmi izlemişliğim var, evet) Sıcaklığını hissediyorum, kokusunu çekiyorum içime. Zaman duruyor sanki ayrılamıyoruz orada kalıyoruz öyle. Uzak kalmak istesek de olmuyor o dakikadan sonra.

    Biliyorum bu sadece bir rüya, uyanmak istemediğim devamında ne olacağını merak ettiğim bir rüya. Ama günlerdir mutluluk sebebi olan. Yıllar ne getirecek bilmiyorum aradan zaman geçince nasıl olacağımı da. Şimdilik özledim sadece.

  Haftasonu evdeydim, kardeşimle vakit geçirmek iyi gelir genelde.Çok güldük, çok eğlendik kendi kendimize ama sonrasında ikimizde vicdan azabı çektik. Ankara'daki olaydan dolayı kendimize yakıştıramadık bunu. 500 tane fotoğraf çekildik instagramda paylaştık bilinçsizce. Beni insanlar takipten çıkarsa haklılar. Sanki o günde her şey gülelim diyeydi. Ve eniştemin kuzeni (19 yaşında) o da arkadaşlarıyla oradaymış ve öldü. Ne kadar kolay oluyor böyle söylemesi. Ateş düştüğü yeri yakıyor diye buna deniyor, yanında olmayınca çok iyi hissedemiyorsun o duyguyu. Çok kızıyorum böyle durumlarda kendime.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Yerin dibine nerden gidiyorduk? (katile mektup saçmalığından)

Bendeki de ne şansı anlamış değilim. Tahmin etmem, böyle bir durumda ne yapacağımı kararlaştırmam gerekiyordu evet suçluyum bu konuda kesinlikle. Yerin dibine en yakın yol nerden gidiyorsa söyleyebilir mi acaba biri? Zamanı geriye de alamıyoruz ki çok berbat bir şey bu. Ay bu utançla o yolu ben bulacagım az kaldı.
Kütüphanede ders çalışmaya gittim, artık bugün başlamam gerekiyor yoksa çok fena kalacağım bu yıl. Neyse ara verdik arkadaşla, bir çay içelim dedik, kafeden çıkarken arkadaşlarıyla göz göze geldim gibi oldu arkası dönük birinin olduğunu ve bu kişinin o olabileceğini düşündüm ama o mu değil mi diye bakamadım, sadece tahmindi, tuttum kendimi, yürüdük biraz ama ben nasıl heyecanlıyım anlatamam, bardağı tutuyorum ama elim titriyor ki döktüm zaten üstüme biraz. Acaba orda mı diye kalpten gideceğim (salaklığıma doymayayım) neyse bardakları bırakmak için dönecektik tabiki de, salak gibi gidemedim. Arkadaşa "sen bırak gel ben yapamayacagım" dedim. Aramızda beş metre falan var, karşımda arkadaşlarıyla gülüyor falan yönümü degiştirdim salak gibi, hiç orada yokmuş gibi davranamadım, sakarın önde gideni de olduğuma göre kesin düşerdim eğer ilerleseydim. Kendimi ne kadar komik duruma düşürdüğüm aklıma geldikçe sinirleniyorum. O yerin dibine giden yol işte tam da o an gerekliydi. Belki görmedi bile beni ki inşallah görmemiştir, paspal paspal gelmişim okula saç baş dağınık zaten. Ki ilk defa oluyor bu, sabah yağmurluydu hiçbir şey yapasım gelmedi, saçma sapan çıktım ben de. Şuan ders çalısmaya çalışıyorum ama kütüphaneye mi geldim sinemaya mı belli değil. Bu olan yetmezmiş gibi yanımda oturan çiftten gelen öpücük seslerinden odaklanamadım derse. Çalısamadığımı fark etmiş olacaklar ki kız giderken kusura bakma rahatsız ettik dedi. (Töbeeee)

Dün neler söyledim bugün ne yaptım, ders çalışmam gerekiyor benim onu düşünmem degil. Eğer böyle devam ederse dikkatimi toplamak için ilaca başlayacağım, bunu bir daha yapmacağıma dair söz vermiştim oysaki. Lütfen bitsin artık, lütfen. Kafayı yemem değil mi böyle?

6 Ekim 2015 Salı

Katilime mektuplar 2

Hiç tanımamışsınız, olmamış gibi devam edersiniz ya bazen, durum buysa hiç tanıyamamışsınızdır da zaten. Bugün tüm gün bunu düşündüm. Kalkar kalkmaz profillerine sırayla baktım her zamanki gibi, artık bilinçsizce yapıyor bunu parmaklarım.
Bir ara twittera baktım, dört kızı takip etmişsin yine bizim üniversiteden geneli mühendislikten tabi. Sonra birkaç gün önce takip ettiğin ama dönüt vermeyeni takibi bıraktın. Bunu derste fark ettim dudaklarımı o kadar kuvvetli ısırdım ki sinirden parçalayabilirdim. Bir ders sonra facebookda gezinirken mimarlığın kapalı grubunda gördüm ya sen makinacısın ne işin var orada diye ağzına edesim geldi. Gözlerim doldu sen nasıl biriymişsin böyle diye sordum kendi içimde sana binlerce kez. Belki başka amaçlardandı bilmiyorum.

Sen benim hayatımdaki en mükemmel erkektin be neden yaptın ki bunu. Nefesimdin benim huzurumdun ne vardı gidecek, Al işte nefes alamıyorum artık. Ama bitti işte sen yoksun ve bir daha da asla ama asla dönmeyeceksin. Ama lanet gitsin ki dilim ne derse desin benim gibi salak yine seni beklemeye devam edecek. Ellerim titreyerek telefonu aldım elime, kendimi topladım biraz. Facebook profilinle bakıştık bir süre, Ve yaptım işte, canımdan can gitse de yaptım.

Madem gittin kalmasın etrafta sana dair hiçbir şey. Artık facebookda da göremeyeceğim seni, ne zaman çevrimiçi olup olmadığını bilemeyeceğim. Uyuduğuna uyandığına dair hiçbir tahmin yürütemeyeceğim artık, ayın 5i geldiğin de uzun saatler çevrimiçi olmadığını fark edip, interneti bitti diye dalga geçemeyeceğim.
Sen gittin mi zannetmiştin, ben hep seninleydim oysaki. Arkadaşlar soruyor ne oldu diye anlatıyorum her seferinde ama ben sevmiştim diyerek.
Artık yoruldum, gittin mi tam git, kapatıyorum defteri. Belki engellerim de, tabi umrunda değil biliyorum fark etmeyeceksin bile. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum ama bakmayacağım profillerine. Artık stalk falan yok.

Ama ben senin mutluluğunu da istemiyorum, oysaki insan sevdiği üzülsün istememeli ne olursa olsun. Ama sen o değilsin, hiç de o olmamışsın ki. Ben bunca zaman bir rüyayı yaşamışım. Ben seni hiç tanımamışım. Durmasa da gözümün yaşı, acıtsa da fazlasıyla geçecek bu da. Ve geçtiği için bile affetmeyeceğim seni. Belki yine blogda yazarım ama adını anmayacağım. Rüya biteli çok oldu, bana da gün aymasın mı artık? Yetmez mi?

2 Ekim 2015 Cuma

Katilime mektuplar 1

Bu başlık altında yazdıklarımı okumamanızı tavsiye ediyorum. Kahraman Tazeoğlu'nun "Kıyısızlar" adlı kitabı geldi aklıma, oradan esinlendim. "Kaybedenlerin ve yalnızların kitabıdır. Ve her kaybedenin mutlaka söylemek istediği son bir sözü vardır" diyor kitapta. Benimki de o hesap. Ona söylemek istediğim bir şey olduğunda sanki ona yazıyormuş gibi buraya yazmaya karar verdim.

Unutma işini kendime zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak farkındayım ama ben zaten birçok sabahı gözyaşlarımla karşılıyorum. Rüyalarımdan çıkaramıyorum ve ben bugün de sensizlikle uyuyacağım. Ve bugün de buluşamadığı gibi yarın da buluşamayacak gözlerim hani o bakmaya doyamadığı gözlerine, öğretemedim imkansızlığını, dilim varmadı gelmeyecek bekleme demeye.
Aşk tesadüfleri sever'le kandırmıyorum kendimi merak etme. Alıştım artık arabanı görmeye, bugün öğle arası o yanımdan geçişini ise unutamıyorum. Sanki hayatımın fon müziğindeki tüm şarkılar gitme diyordu, belki gerçekten yavaşladın belki de benim için zaman durdu, belki de beni hiç görmedin bile bilmiyorum. Ben ise arabanın plakasını fark etmemle arkandan öylece bakakaldım, aynı duyguları yaşadım yine aynı heyecan. Bir arabanın yaptıklarına bakar mısın?
Hani bazı anlar vardı ya hatırlayınca gülümserdim artık tüm anlarımız gözlerimi dolduruyor, ben seni silemem aklımdan hayır hayır hazır değilim buna. Aklıma geldiğinde tekrar tekrar yasamak görmek istediğim anılarım var sadece benim, çok özledim ben seni.

Hani demişti ya Nazım Hikmet "Sen her şeyimsin benim. Ve bu her şeyden bir küçücük zerre bile eksilse ben bomboş kalırım " diye, bırakma beni bomboş.

Özür dilerim, özür dilerim yanında olamadığım her an için özür dilerim. seni bu kadar çok sevmeme rağmen gösteremediğim için özür dilerim, yalnızlığıma bu kadar alışmış olduğum için özür dilerim. Bana en çok ihtiyacın olduğu zamanda lanet gidesice telefonumun bozulduğu ve mahrumiyet bölgesinde olduğum için özür dilerim. Sığınacak limanın olamadığım için özür dilerim.